Bir sosyal medya ajansının çalışma şekli aşağı yukarı aynıdır. Müşteri gelir, amacı neyse ona göre bir sosyal medya planı hazırlanır. Onaylanırsa faaliyete geçilir. İçerikler hazırlanır, reklamlar verilir… Peki ya müşteri bir tanıtım değil de, rakibinin karalama kampanyası için kapıyı çalarsa? İşte The Hater bunu bize anlatan, hem de çok güzel anlatan bir film. O nedenle “Bunu Seyretmeyeni Dövüyoruz” listesine hızlı bir giriş yapıyor.

Film Polonya yapımı bir film. Varşova’da yaşayan kahramanımız makalesinde intihal yaptığı için okuldan atılır. Kendine yeni bir iş bulmak zorundadır. Bir sosyal medya ajansına girer, işi bir YouTuber’ın imajını yerle bir edecek bir karalama kampanyası yapmaktır. Bu işinde muvaffak olunca bu sefer çok daha ciddi bir iş verilir kendine. Liberal demokrat bir belediye başkanı adayının karalama kampanyası.

Filmin başlarında özellikle müslümanlara yönelik ırkçı içeriklerin nasıl hazırlandığını, nefret kampanyasının hangi amaçlarla nasıl hazırlandığını çok net görüyoruz. Sonra bu kampanya siyasete kayıyor, işin içine LGBT, İslamofobi, ötekileştirme, nefret söylemi, ne ararsanız giriyor. Sosyal medya ağları ile kitle nasıl gaza getirilir güzel lanse ediliyor. Ama kahramanımızın aşk meşk işleri, işin içine bir de intikam hırsı girince işler değişik bir yola doğru kayıyor ve olaylar “basit bir gençlik hatasıdır” ın bayağı bir ötesine geçiyor.

Arap baharı, Gezi parkı, Cambridge Analytica skandalı, sarı yelekliler ve en son ABD senatosu baskını… Aklıma şu anda bunlar geliyor ama bunlar gibi nice nice toplumsal olayların ardında sosyal medya ağları var ve ne kadarının organik ne kadarının manipülatif olduğunu tahmin etmek güç.

Bu toplumsal olayların sadece sosyal medya ile ortaya çıktığını düşünmek elbette saflık, hatta bönlük olur. Altta yatan, biriken şeyler olmasa sadece sosyal medya ile pek bir şey çıkmaz büyük ihtimalle ama kendi halinde ilerleyen seyri sosyal medyanın şeddeleyeceğini, ivme kazandıracağını söylemek oldukça olası.

Hele ki filmi seyrettikten sonra sosyal medya ağlarındaki tepkilerimizi, yorumlarımızı ve varsa bu ağlar üzerinden katıldığımız aktiviteleri düşünmeden edemiyor insan.

Sorular sorduran, “acaba?” dedirten, “vay anasını beh!” dedirten bir film olduğunu düşünüyorum. Sosyal medya ile ilgilenenlerin mutlaka seyretmesi tavsiye edilir, hatta seyretmeyenler itina ile dövülür.

Şaka şaka… 🙂

Filmin fragmanı

Görsel kaynakları

  1. https://www.imdb.com/title/tt9506474/
  2. https://www.wpri.com/news/us-and-world/man-accused-of-stealing-pelosis-lectern-charged-in-invasion/