Geçtiğimiz aylarda iletişim fakültesi öğrencilerine yönelik düzenlenmiş bir film festivali ilanı gördüm. Ancak yazabiliyorum. Kurmaca dalı, belgesel dalı vs. ödüller sıralanmış. Rakamları tam hatırlayamıyorum ama sanırım birinciye 3.000 TL, ikinciye 2.000 TL, üçüncüye 1.000 TL. para ödülü veriliyor. Ayrıca bir ödül daha mevcut ki yazımın konusunu oluşturuyor bu gariban: Facebook Beğeni Ödülü: 1.000 TL

Facebook beğeni ödülü ödül klasmanında son zamanlarda sıklıkla rastladığımız bir ödül türü. Değerlendirme kriteri çok zor değil, Facebook üzerinden yarışmaya katılan projeler oylamaya sunuluyor, en çok oyu alan ödülü alıyor.

4 sene öncesiydi zannediyorum, fakültemizin organize ettiği ve alanında bayağı ses getiren Erciyes Film Festivali Ödül Töreninde seyirciler arasındaydım. Pek çok usta sinemacı konferanslarını verdi, önemli çalışmalar seyredildi, paneller, söyleşiler derken gelindi ödül törenine. Dereceye giren çalışmalar ilan ediliyor, önce Facebook beğeni ödülü verilecek. Ben de o sene festivalin Facebook Beğeni Ödülü de dahil sosyal medya ayağını yürütüyorum Onur Önürmen hocamla birlikte. Oylamaya yaklaşık 6.000 kişi katılmış, anketin ulaştığı kişi sayısı ise 40.000 kişiye yakın. Aman Ya Rabbim, toplamda 20 öğrenci filminin yarıştığı bir öğrenci film festivaline 40 bin kişi bakmış, görmüş, 6.000’i oy vermiş. Festival Kayseri’de, yarışma lokal ama oylar maşallah global: Almanya başta olmak üzere birkaç ülke hariç neredeyse tüm Avrupa Ülkeleri’nden filmlere oy verilmiş. Irak, Suriye gibi Ortadoğu ülkeleri, hatta Kuzey Amerika ülkelerinden bile oy verenler var.

Biz tabi bu kadar geniş bir katılım ve etkileşim beklemediğimiz için müthiş bir iş başarmanın verdiği gururla, görevimizi yapmış bir şekilde, artık eski o biz olmadığımız halimizle koltuklarımız kabararak seyrediyoruz festivali.

Velhasılı Facebook beğeni ödülünü kazanan yönetmen ve ekibi ilan ediliyor, öğrenciler ödüllerini almak üzere sahnedeler ama o da ne? Kimse o ödülü almaktan dolayı mutlu değil. Hatta keşke almasaydık, yer yarılsaydı da yerin dibine girseydik gibi bir hava var ortamda.. Lan ödül aldın ödül… Para da kazandınız ayrıca… Bir mana verilemiyor tabi bu duruma… Format gereği öğrencinin ödülü havaya kaldırması lazım ama sanki kolunda derman kalmamış gibi şöyle bir on santim kadar ödülü yukarı kaldırır gibi yapıp hemen sahneyi terk ediyorlar. Fotoğraf çekilip çekilmediğini dahi anlayamıyorum.

Sonra üçüncülük ödülü veriliyor, Aman Yarabbim, alkış kıyamet, bir coşku bir neşe… Ödülü alan arkadaşlar fotoğraf üstüne fotoğraf çektiriyorlar, ödülü havaya kaldırıp kaldırıp indiriyorlar… Sahneden bir türlü inmiyorlar. İkincilik ve birincilik ödüllerinde de yine aşağı yukarı aynı hava geçerli… Hatta yanlış hatırlamıyorsan Facebook ödülünü alan ekip aynı zamanda birincilik ödülünü de alıyorlar. Az evvelki ölü ozanlar gitmiş, yerine yağız leventler gelmiş sanki… Alkış kıyamet, sevinç, konfeti… Ödül kollardan aşağı bir türlü inmiyor..

İnsan soruyor haliyle, o da ödül bu da ödül, Facebook ödülünde niçin sevinmedin be birader? Hem de 10 kişilik bir jürinin değil, 6.000 kişinin yer aldığı dev bir jüri sana bu ödülü layık görmüşkene….

Cevap arkadaşların Facebook profillerinde gizli… Sadece bu arkadaşların da değil, tüm finalistlerin Facebook profillerinin incelenmesi, çok güzel bir cevap oluşturuyor soruma..

Tüm öğrenciler Facebook profilleri üzerinden arkadaşlarını, akrabalarını, ilkokul öğretmenini, lise fizik hocasını, 3 yıldır görüşmediği dershane arkadaşlarını, babasının Norveç’teki arkadaşlarını, geçen sene tatilde tanıştığı Finlandiyalı kızı, kısaca bağlantıda olduğu her kim varsa yarışmanın yer aldığı oylamaya yönlendirerek kendi filmlerini oylamaları için yönlendirmiş… Multi language hem de…

Ayrıca onlardan da arkadaşlarını, eşini dostunu, akrabalarını kendi filmlerine oy vermeleri için yönlendirmelerini rica etmiş. Yine multi language… Öyle olunca oylama 40.000 kişiye kadar ulaşmış. Oylayan sayısı da bir hayli fazla…

E haliyle Facebook beğeni ödülü nasıl kazanılmış oluyor? Kimin daha çok tanıdığı, daha çok iletişime geçtiği, daha çok yönlendirdiği kişi varsa, ödül onun oluyor. E bu oylamayı yapanlar film uzmanları olmadığı için, hatta belki en son sinemaya gideli yıllaaaar yıllar olmuş kişilerden oluştuğu için bu ödülü almak da arkadaşların çok da hoşlarına gitmiyor. Sanki bir gün öncesi akşamına kadar Belarus’taki hala kızına, arkadaşlarını kendi filmlerine oy vermesi için yönlendirip yalvaran kişi kendisi değilmişçesine…

Ben aslında sevinmeyen arkadaşları suçlamıyorum, ben de olsam zannediyorum aynı şeyi yapardım. Burada sorgulanması gereken şey, Facebook Beğeni Ödülü’nün gerçekten de gururlandığımız kadar iş yapıp yapmamış olmasıdır.

 

Sosyal medyada anketler, sorular, oyunlar, resimler videolar vs. çeşitli içerikleri paylaşırken amaç hedef kitle ile iletişime geçmek ve var olan iletişimi ve etkileşimi devam ettirmek, marka imajına katkıda bulunmak ve hatta nihayetinde markayı satın almalarını ya da tüketmelerini sağlamaktır.

Biz Erciyes Film Festivali Facebook Beğeni Ödülü’nü ortaya koyarken amacımız festivalimizin sosyal medyada konuşulması ve yayılması idi. Fakat kim konuşacaktı? Kampanyaya başlarken sormamız gereken en önemli soruları atlamıştık: Amacımız neydi? Hedef kitlemiz kimdi?

Amacımız Norveç’teki dayıoğluna ulaşmak mıydı? Hayır.

Amacımız sinema ile hiç ilgilenmemiş hatta 42 yıldır sinemaya dahi gitmemiş kişileri mi bilgilendirmekti? Hayır.

Amacımız sinema severlerin, sektörden insanların, eleştirmenlerin, sanatçıların ve akademisyenlerin festivalimizi bilmelerini mi sağlamaktı? EVET. Yapabildik mi? HAYIR. En azından sosyal medya ile yapamadık.

Yanlış hedef kitle, boşa harcanmış emek, zaman ve paradır. Bir erkeğin cep telefonuna hijyenik kadın pedi ile alakalı bir bilgilendirme mesajının gelmesi ne kadar doğru bir iletişimdir? Ya da bir kadının mail adresine prostat tedavisinde lazer teknolojilerini kullanan bir hastanenin ilanı düşse… Anında silinir gider, içeriğe bakılmaz bile… (Allah’a şükür kanun çıktı da, SPAM SMSlerden ve maillerden bir nebze kurtulduk.)

Değil 40.000, dünyadan 40 milyon insan beğense, eğer o insanlar sinema ile alakasız insanlar ise yapılan tanıtım boşa gitmiş demektir. Bizim yapmış olduğumuz hata, sayılara takılmaktı. Günümüzde sayılar değil, nitelik önem arz etmektedir, o nedenle ne kadar çok kişinin beğendiği değil, hedef kitlemizden ne kadar kişiye ulaşabildiğimiz ve iletişim kurabildiğimiz önemlidir.

Artık ödüllerde bu tip bir ödüllendirmenin ne festival sahibine, ne ödülü kazanan kişiye ne de hedef kitleye bir kâr sağladığının farkına vardık. On binlerce paydaşımız olmayan kişi yerine yüzlerce hatta onlarca hedef kitlemiz olan kişilerle iletişime geçmek en faydalısı ve en verimlisi..

Peki Facebook, bu gibi film festivallerinde bu mecradan verim alabilmek için nasıl kullanılabilir? Aklıma birkaç yol geliyor. Sinema ile alakalı Kamera Arkası veya Sansürsüz Kısa Film Kulübü gibi pek çok aktif Facebook grubu var. Finale kalan filmler sadece o grupların oylamasına tabi tutulabilir. Ya da belirlenen jüri üyeleri Facebook üzerinden bir grupta toplanarak ankete katılmaları sağlanabilir. Hatta dünyanın diğer ucundan sinema ustalarıyla irtibata geçilerek Facebook üzerinden filmleri seyretmesi ve oylaması sağlanabilir. Hollywood ve Bollywood… Ne kadar sükseli olurdu düşünsenize… Böylelikle bu ödül, işi bilenlerin vermiş olduğu bir ödül kategorisine dönerek itibarını kazanırken organizatör de doğrudan hedef kitlesine ulaşma imkanına sahip olur. Siz bir sinemacıyı oy vermek üzere davet edersiniz, o bir sinemacı arkadaşını haberdar eder, böyle böyle sosyal medya üzerinde arzu edilen bir tanıtıma ulaşabilmek mümkün olur.

Buradan nereye ulaşıyoruz: Win, win.. Ya da Burhan Altıntop’un dediği gibi: Sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşıyayım…

Bu uzun yazıyı okudunuz maşAllah, eskilerden ama eskimeyenlerden bir BONUS’u hakettiniz:

Resim Rudy and Peter Skitterians tarafından Pixabay‘a yüklendi