Akit Gazetesi’nde önemli haberlere imza atan ve söz konusu sosyal medya olunca sağ olsun bizim de fikrimizi soran mezun öğrenci kardeşlerimizden Harun Sekmen geçtiğimiz günlerde beni aradı ve sosyal medyanın dijital diktatörlüğe dönüşü ile ilgili birkaç soru sordu. Cevaplarımı da diğer uzman isimlerin cevaplarıyla birlikte bugün Akit Gazetesi’nde manşetten girdi. Kendisine şükranlarımı sunuyorum.

Hakikaten şu haftalarda sosyal mecralardan pek de beklemediğimiz uygulamalara şahitlik ediyoruz. Önce Twitter’ın Trump’ın, beğenelim ya da beğenmeyelim kendisi ABD başkanı, hesabını askıya alma haberi gündeme oturdu, sonra WhatsApp’ın bu sözleşme dayatması.

Harun Bey’den başka kimin umrundadır bilmiyorum ama bu konuda birkaç cümle sarf etmeden geçemeyeceğim.

Sosyal medya ağlarının kapanmasına karşıyım. Zaten kapanınca erişim engellenmiş olmuyor malûmunuz. Gezi Parkı olaylarında Twitter kapalı olmasına rağmen kullanıcı sayısını bir aylık bir süre içinde 3-5 katına çıkarmıştı. Kapatmalar yerine -ki zaten bir işe yaramıyor, düzenlemelerin gelmesi, hukuk devletleri için en ideal olanıdır kanaatimce. Nasıl ki Twitter’a erişimin kapatılması doğru bir şey değilse, bir hesabın da Twitter tarafından askıya alınması uygun değildir.

Twitter’da bir hesap sizi rahatsız ediyorsa onu engelleyebilir, eğer hukuki haklarınızı gasp ediyorsa o hesap hakkında şikayetçi olarak hukuki işlem başlatıp sonunda o hesabın askıya alınmasını sağlayabilirsiniz. Olması gereken budur. Ama doğrudan şirket yönetimi öyle lak! diye “ben hesabı kapatıyorum, asarım da keserim de” derse burada hukuktan değil, bir diktadan bahsetmiş oluruz. Trump’ın Tweetleri hakkında bir dava açılsa ve hakim kararıyla kapatılmasına karar verilseydi o zaman hukuki bir karar olacağı için bu kadar tartışmaya açılmayacaktı belki de konu. Elbette hakimin verdiği kararın hukukiliği tartışılabilirdi.

Her türlü ama her türlü içeriğin limit tanımaksızın yer aldığı bir mecrada Trump’ın hesabının askıya alınması, bu nedenle Twitter diktatörlüğünden başka bir şey değildir. Bu hesap Trump değil de, başka biri örneğin Osman olsaydı da yine değişmezdi. Hukukun yapması gerekeni sen yaparsan orası hukuk devleti olmaktan çıkar. Ha, ABD ne kadar hukuk devletidir, o da ayrı bir tartışma konusu olabilir 🙂

İkinci olarak, WhatsApp’ın sözleşme dayatması da ayrı bir gündemimizi meşgul ediyor. İnsanlar hacca gider gibi akın akın WhatsApp’tan çıkıp Telegram’a, BİP’e geçmeye başladılar. Ben de ilk defa bu vesileyle Telegram’a geçiş yaptım. Rus diyorlardı ama oradan ayrılmışlar, merkezi Birleşik Arap Emirlikleri’ndeymiş. Daha mı iyi daha mı kötü o da tartışılır 🙂

Şunu biliyoruz ki, istersen WhatsApp kullan istersen Telegram, istersen BİP, istersen ZIP… Hangi platformu kullanırsan kullan fark etmez, paylaştığın her hangi bir bilgiye erişilebilmekte ve çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Hangisini seçersen seç, bu böyledir. Asla unutmayalım: Dijital olan her şey hacklenir. O nedenle başkasının görmesini duymasını istemediğimiz şeyleri hiç paylaşmamak en iyisi.

Ayrıca unutmayalım ki, WhatsApp’ı komple terketsen bile ne kadar farkedecek? Şairin dediği gibi: Facebook onun, Instagram onun, gerisi hep angarya…

Peki madem fark etmiyor, ben niye Telegram’a geçtim. WhatsApp’ın bu dayatmasına, ben yaptım oldusuna, işine geliyorsasına karşı çıkmak için. Biraz da çifte standardına itiraz için.

Şimdi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kullanıcılar WhatsApp’ın bu “işine gelirse” tavrına karşılık bir tavır geliştirebilirse bu sosyal medya platformlarının bir kere daha düşünmelerini, öyle kafalarına göre davranmamalarını sağlayabilir. Ben bu ihtimalin gerçekleşmesini istediğim için geçiyorum. Devamlı yazdığım 3-4 WhatsApp grubu var, eğer onlar da Telegram’a geçerse ki 2’si geçti, o zaman WhatsApp’ı tamamen uygulamadan kaldıradabilirim.

Madem sosyal ağlar demokratik hakların yılmaz savunuculuğu konusunda fırsat eşitliği sağlıyor, ben de bu hakkımı kullanıyorum. Hem WhatsApp’a, hem Twitter’a.

Devletlerin, resmi kurumların hukuk çatısı dışındaki kararlarıyla engellemeleri yerine kullanıcıların topyekûn bir hak talebi ile kullanımlarını bırakmaları durumunda “işine gelirse” görüşünü benimseyen işletmelerin “yanlış yaptık” deme ihtimalleri yükseliyor. Kayıpları artıyor zira… Hem itibar, hem para…

Son sözüm: Hangi uygulamayı kullanırsak kullanalım verilerimiz bir güzel işleniyor. Bunun az çok da farkındayız ama zarardan ziyade faydalarını daha çok görmemizden olsa gerek, kullanmaktan geri durmuyoruz. Ama bize dayattıkları her şeye de eyvAllah etmeyelim değil mi?

Bir de, şu UBER’in faaliyetlerine düzenleme getirilse de serbest olsa… Ne iyi olurdu ah!

Akit Gazetesi’nde yer alan haberin tam metnine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Trump’a ait görsel gfk DSGN tarafından Pixabay‘a yüklendi Öne çıkan görsel ooceey tarafından Pixabay‘a yüklendi